Hatay Eczacı Odası
 
 
 
 
Duyurular Değerli meslektaşım; İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dekanlığı tarafın...
Duyurular Değerli meslektaşım; Antakya Rotaract Kulüp katkılarıyla Çukurova Devlet Senfoni Od...
Duyurular Sevgili Meslektaşım Kurban Bayramında Mil puanlarla Meksika/Guatemala/Hondur...
Duyurular Sevgili meslektaşım 19-25 Ocak 2018 tarihleri arasında (sömestr 2018 ) Hİ...
Duyurular 4.ULUSAL BAĞIRSAK MİKROBİYOTASI VE PROBİYOTİK KONGRESİ ...
Duyurular Sevgili Meslektaşım Kurban bayramında mil puanlarla küba turu düzenlenm...
Tüm Duyurular
 
Nöbetçi
E-Pano
Açık
E-Pano
Kapalı
  GENEL SEKRETERİMİZ ECZ.RESMİYE ÇOLAKOĞLU'NUN TEB 2.BÖLGELERARASI TOPLANTISI KONUŞMASI
 
Sayın Başkanım;
 
Merkez Heyetinin ve Denetleme Kurulunun Değerli Üyeleri;
 
Kooperatiflerimizin Değerli Temsilcileri;
 
Eczacı Odalarımızın Değerli başkanları ve yöneticileri;
 
Sevgili Meslektaşlarım;
 
Sizleri şahsım ve 28. Bölge Hatay Eczacı Odası adına sevgi ve saygıyla selamlıyorum.
 
       Mezun olduğum okulun bulunduğu bu harikulade şehirde yeniden bulunmamızı sağlayan,  bizleri özenle ağırlayan Yücel Başkan’a ve onun nezdinde Eskişehir Eczacı Odamızın yönetim kuruluna teşekkürlerimizi sunuyorum.
 
      Geçirdiğimiz yoğun gündemli süreçte bizleri sürekli bilgilendiren, merkez heyeti üyelerimize ve bu toplantının hazırlanmasında emek eden, her ayrıntıyı takip eden TEB’in arkasında çalışan gizli kahramanlara da teşekkürlerimi sunuyorum.
 
       Bu kürsüde odam adına yapmış olduğum ilk konuşmam. Değerli başkanım bu konuşmayı yapmamı ilk rica ettiğinde aklımdan ilk geçen eczacının şu anki ruh halini, sizlere hepinizin bildiği bir Türk Müziği eseri söyleyerek ifade etmek şeklindeydi:
“Kimseye etmem şikayet, ağlarım ben halime; Titrerim mücrim gibi, baktıkça istikbalime..”
Ancak eczacıyı bu kadar umutsuz nitelemek yerine hala çok şey yapabileceğimize dair inancımla az sonra dinleyeceğiniz odamızın görüşlerini içeren bu konuşmayı sizler için hazırladım.
 
      Öncelikle yakın dönemde Karaman/Ermenek’te yaşanan faciada hayatını kaybeden 18 canımızı rahmetle anıyor, neredeyse iki yıldır artarak süregelen böyle faciaların bir daha tekrarlanmaması adına kamunun sorumluluklarının farkına varmasını diliyoruz. Gelişmiş ülkelerde böylesi kazaların cinayet olarak değerlendirildiğini ve artık meydana gelmediğini hatırlatarak kamuyu uyandırmak adına üzerimize düşen her türlü görevi örgüt bütünlüğü içerisinde yerine getireceğimizi belirtmek istiyoruz.
 
Değerli Meslektaşlarım;
 
       Malatya’da gerçekleştirdiğimiz bölgelerarası toplantıda her birimiz olumlu olumsuz düşüncelerimizi dile getirerek hem meslektaşımızın mevcut durumunun tablosunu çizdik hem de beklentilerimizi sıraladık. Yoğun gündemle geçen bir yarıyılın ardından beklentilerimize tam olarak karşılık bulamadık. Merkez heyetinin her bir üyesinin bu anlamda çokça emek ettiği tartışmasız; ancak pratikteki sorunlarımız da çığı gibi büyümekte.
  
      Bildiğiniz gibi 2014 yılı, yeni yönetmeliğimiz ve ısrarla revize edilmesini beklediğimiz SGK protokolü ve çevresinde sıralanan gündem maddeleri ile bitmek üzere. Bu yıl içerisinde hala revize edilmiş, imza attığımız bir protokolümüz maalesef yok. Bu anlamda;
 
  • Meslektaşın gözünde sözleşme yapamadığımızdan ötürü güvensizlik izlenimi yaratacağımız,
  • Kamu gözünde eğer bu protokole imza atmazsak her sene düzenli sözleşme yenileyen örgütlü gücümüzü kaybetme endişesi ve
 
        Her ne kadar bu yıl bitse de bu protokolün en ufak kazanımlarla dahi olsa bir an önce imzalanmasını istiyoruz.
 
        Sgk protokolünün revize edilmesinin ardından bütün gücümüzü 2015 yılında yeniden imzalanacak protokol için harcamalı, tabiri yerindeyse kılıçlarımızı kuşanmalıyız. Tüm taleplerimizi ortaya koymalı, olmazsa olmazlarımızı belirlemeli, A ve B planlarımızı yaparak kamunun karşısına örgütlü gücümüzle geçmeliyiz. Tüm bunları yaparken örgütümüzden isteğimiz bu dönemi yönetirken odaları, oda başkanlarını, yönetim kadrolarını ve mümkün olduğunca tabana ulaşabileceği bir ağ yaratarak meslektaşları sürece dâhil etmesi ve şeffaf olmasıdır.
 
        Bu süreçte eczane ekonomilerimizi düzeltecek her türlü düzenlemeyi kamuya kabul ettirmeliyiz. Bu amaçla ilaçta iki farklı fiyat oluşturan haksız ve saygınlığımızı azaltan, etik dışı uygulamalara yol açan kamu kurum iskontosunun üzerimizden kaldırılması için çalışmalı, daha önce bahsi edilen ve birkaç kalem ile uygulamaya başlanacağı söylenen payback sisteminin yeniden hayata geçirilmesini sağlamalıyız.
 
       Yıllardır üzerimizde olan, örgütümüz içinde sürekli tartışmalara sebep olan ve kamunun -kendi çıkarları gereği- bizce hiçbir şekilde üzerimizden almaya niyetli olmadığı muayene ücretlerini artık bakış açılarımız değiştirerek yeniden değerlendirmeliyiz. Bu dezavantajı avantaja dönüştürmeliyiz. Artık bu uygulamanın kaldırılmasını konuşmak yerine enerjimizi bundan nasıl pay alabileceğimize harcamamız gerektiğini bir kere daha düşünmenizi istiyoruz.
 
       Eczanelerimizi büyük- küçük ayrıştırmasından çıkarmak için tüm gücümüzü iskontoların tümden kaldırılmasına harcamalıyız. Bu olmuyorsa kırmızıçizgimiz, protokolde SGK ciromuz üzerinden adil ve anlamlı kademelendirme sistemi ile iskontoların düzenlenmesini sağlamak olmalıdır. Aynı şekilde almış olduğumuz hizmet bedellerinin dağılımının eşit olması için de adilane bir yöntemle kademelendirme sağlanmalıdır. Bu uygulama belki reçete sayısı üzerinden gerçekleşebilir. Cirosu düşük eczanelerimizi koruyan, ama cirosu yüksek olan eczanelerimizi de cezalandırmayan bir hale getirilmelidir.
 
          Protokolde yapılacak küçük değişiklikler ile yine aslında hakkımız olan ve eczane ekonomilerimize katkı sunacak uygulamaları yeniden kazanmalıyız. Buna göre günübirlik tedavinin kamuya zararını anlatarak bu uygulamanın kaldırılmasını sağlamalı, C grubu reçetelerinin de maxımum faydayı sağlamak adına merkezlerden çıkan reçetelerin tamamen sıralı olarak değerlendirilmesini sağlamalı, etik olmayan uygulamaları engellemeliyiz. Son iki yıldır üzerinde durduğumuz ve uygulanacağı söylenen medikal malzemelerin ilaçlar gibi SGK’ ya fatura edilebilmesini sağlamalıyız.
 
       Bugün bölgemizde ve tüm Türkiye’de hala birçok meslektaşımız hiçbir şekilde ilgi ve alakaları olmadığı halde sahte reçeteler ve bu reçetelerden kaynaklanan davalarla boğuşuyor. Eczacının hiçbir şekilde müdahil olmadığı ve doğruluğunu tespit etmesinin mümkün olmadığı sahte reçete ve raporlardan doğacak her türlü sorumluluğu bizler üstleniyor; en ağır bedelleri yine bizler ödüyoruz. Elbette ki gelen reçeteyi en doğru şekilde değerlendirerek, doz aşımını, ilaç etken madde etkileşimlerini vb. bilimsel konuyu bilmek bizim işimiz; ancak hastanın veya reçetenin sahte olup olmadığını bilmek bizim sorumluluğumuz olmamalı. Çözüm reçetenin yazıldığı noktada başlamalı; reçetenin ve hastanın gerçekliği ilgili sağlık tesisinin sorumluluğunda olmalı, bu reçetelerin oluşturulması ve düzenlenmesi engellenmelidir.
 
        Ülkemizde son yıllarda bir Suriye gerçeği yaşıyoruz. Hükümetimiz tarafından izlenen Suriye politikası sonucunda iki milyon kadar Suriyeliyi ülkemize, büyük bir bölümünü de ilimiz Hatay’a kabul ettik. Bu anlamda en çok etkilenen illerden biriyiz. Bu olumsuz etkiler bizlerin günlük yaşamına yansıdığı gibi çok sayıda insanlık dramına şahit olmamıza da yol açıyor. Suriyeliler sadece kamplarda değil şehrin çeşitli bölgelerinde konumlanarak yaşamaya çalışmaktalar. İstedikleri her türlü sağlık tesisine giderek muayene olabilmekte iken konu ilaç alma noktasına gelince başbakanlık genelgesine rağmen, sadece bizim ilimzde bu reçetelerin eczanelerden karşılanmasına müsaade edilmemektedir. Bunun tek çözümü uzun süredir imzalanmasını talep ettiğimiz ve artık çok gerekli olan AFAD protokolünün sonuçlandırılmasıdır.
 
        İlaç dışı ürünler konusunda eczanelerimiz, bir yığın kaynağı belli olmayan, bir sonraki süreçte aynısına ulaşamayacağımız, çok sayıda, standardı olmayan ürünlerle dolup taşıyor. Büyük bir hevesle ciddi yatırımlar yapılan bu pazar konusunda eczacılarımızın uyarılması ve bilgilendirilmesi gerektiğine inanıyoruz. Bu anlamda belki de standart hale getirilecek, pratiğe uygun eğitim toplantılarının hazırlanması, farmainbox üzerinden veya cep telefonlarımıza uygun hazırlanacak aplikasyonlar ile her gün eczacıya tablet bilgilerin sağlandığı bir altyapı çalışmasının yapılarak eczacının bilgilendirilmesini istiyoruz.
 
         Her zaman örgütlü gücümüzden söz ediyoruz. Örgütlü gücümüzün bir diğer ayağının ekonomik gücümüz olduğunun bilinci ile kooperatiflerimize yönelmeliyiz. İçerisinden geçtiğimiz süreç, tam da özel dağıtım kanalları ile ilişkilerimizi bir kere daha gözden geçirip, bu kanalların yarattığı tehlikeyi, belki de riski, fırsata çevirebileceğimiz bir zaman. Eczacılarımızın kooperatiflere yönelmesini sağlamak adına çeşitli projeler üzerinde çalışmalıyız. Bizim önerimiz; eczacının kooperatiflerle çalışması şartıyla, TEB aracılığıyla sağlanacak, düşük faizli, uzun vadeli krediler ile meslektaşın, özel depoların verdiği vadelerin sebep olduğu borç sarmalından kurtulmasını sağlamak, böylelikle gelecekte meydana gelebilecek olumsuz durumları engellemek yönündedir.
 
        Sağlıkta dönüşümün yıkıcı etkilerini 2004 yılından beri hisseden ve artık bıçağın kemiğe dayandığı, eczanesinde bilfiil bulunan ve etik çalışan meslektaşım, artık yaptığımız bu toplantıların ve attığımız imzaların etkilerini somut olarak görmek ve hissetmek istiyor. Geleceğe güvenle ve önünü görerek bakmak, yıllardır güvendiği örgütünü yanında bulmak, hepsinden önemlisi kendini ait hissetmek istiyor. Anlamsız kavga ve kısır çekişmelerden sıkılmış artık harekete geçmek istiyor. Eczacının geleceğe güvenle bakabilmesi ve gelecekte hayatını devam ettirebilmesi için eczacı emekliliği ve farlı emeklilik modelleri üzerinde çalışarak bir an önce bunun hayata geçirilmesini sağlamalıyız. Bu konuda yeni mezun eczacımız da deneyimli, yaş almış eczacımız da üzerine düşeni yapmaya hazır. Konuyla ilgili somut adımlar atılmasını bekliyoruz.
 
 
Değerli Meslektaşlarım;
 
         Son olarak size ünlü bir ressamın hikâyesini hatırlatmak istiyorum.
 
Usta bir ressamın öğrencisi eğitimini tamamlar. Büyük usta, öğrencisini uğurlarken son bir ders için çırağına “Yaptığın son resmi, şehrin en kalabalık meydanına koyar mısın?” der.
“Resmin yanına bir de kırmızı kalem bırak. İnsanlara, resmin beğenmedikleri yerlerine bir çarpı koymalarını rica eden bir yazı iliştirmeyi de unutma” diye de ilave eder.
Öğrenci, birkaç gün sonra resme bakmaya gider. Resmin çarpılar içinde olduğunu görür. Üzüntüyle ustasının yanına döner. Usta ressam, üzülmeden yeniden resme devam etmesini tavsiye eder.
Öğrenci resmi yeniden yapar. Usta, yine resmi şehrin en kalabalık meydanına bırakmasını ister. Fakat bu kez yanına bir palet dolusu çeşitli renklerde boya ile birkaç fırça koymasını söyler. Yanına da, insanlardan beğenmedikleri yerleri düzeltmesini rica eden bir yazı bırakmasını önerir. Öğrenci denileni yapar. Birkaç gün sonra bakar ki, resmine hiç dokunulmamış. Sevinçle ustasına koşar.
Usta ressam şöyle der:
“İlkinde, insanlara fırsat verildiğinde ne kadar acımasız bir eleştiri sağanağı ile karşılaşılabileceğini gördün. Hayatında resim yapmamış insanlar dahi gelip senin resmini karaladı. İkincisinde, onlardan müspet, yapıcı, olumlu olmalarını istedin. Yapıcı olmak eğitim gerektirir. Hiç kimse bilmediği bir konuyu düzeltmeye cesaret edemez.”
         Bizler senelerdir bu örgütün çatısı altında kimi zaman fikir yürüterek kimi zaman da bilfiil meydanlara inerek mesleğimizi adına bir şeyler yapmaya çalışan, eğitimli, bilgi sahibi meslektaşlarız. Bu salonlarda bize düşenin, ortaklaşmak, ortak aklı ve iradeyi ortaya koymak, sadece eksiklerimizi söylemek değil ayrıca bu eksikleri nasıl düzelteceğimiz yönünde fikir ve önerilerimizi sunmak, bu önerilere kulak veren örgüt yöneticilerimiz ile aynı yolda yürüyerek hedefe ulaşmak olduğunu düşünüyoruz.
 
          Dinlediğiniz için şahsım ve odam adına teşekkürlerimi sunuyor, hepinizi sevgiyle ve  saygıyla selamlıyorum.
 
 

 

29.12.2014
Haber okuma sayısı: 3640



RSS Akışı
   
EDAKOM YAZILIM BİLGİSAYAR LTD.ŞTİ.